Umursamazlık Hastalığı
Biri yere yığılıyor, onlarca kişi bakıyor, kimse kıpırdamıyor. Psikoloji bunun nedenini altmış yıldır araştırıyor ve bulduğu cevap “insanlar kötüleşti” değil.

13 Mart 1964 gecesi New York’ta, 28 yaşındaki Kitty Genovese evinin birkaç adım ötesinde saldırıya uğradı ve öldürüldü. İki hafta sonra New York Times’ın haberi bütün ülkeyi sarstı: 38 komşu olanları izlemiş, kimse polisi aramamıştı. Haber, “modern insan artık birbirini umursamıyor” düşüncesinin sembolü oldu ve onlarca yıl ders kitaplarında anlatıldı.
Hikâyenin pek anlatılmayan bir yanı var. Genovese’nin komşusu ve arkadaşı Sophia Farrar saldırıdan sonra dışarı koşup onu buldu, kollarına aldı ve ambulans gelene kadar “Yardım geliyor” diye fısıldadı. 2007’de yayımlanan bir araştırma, olayı baştan sona izleyen 38 tanık bulunduğuna dair bir kanıt olmadığını, saldırı sırasında polisin en az bir kez arandığını gösterdi. Gazete 2016’da habere bir not ekledi: Sonraki araştırmalar, haberin önemli kısımlarını sorgulatıyordu.
Yani en ünlü umursamazlık hikâyesi kısmen yanlıştı. Ama sorduğu soru doğruydu ve hâlâ doğru: Yanımızda biri zor durumdayken neden çoğu zaman bekleriz?
Bu yazıda 7 bölüm
Kalabalığın içinde yalnız
Genovese haberinden sonra iki genç sosyal psikolog, John Darley ve Bibb Latané, soruyu laboratuvara taşıdı. 1968’de yayımladıkları deneyde üniversite öğrencileri ayrı odalara oturtuldu. Onlara, üniversite hayatı üzerine interkomla bir grup sohbetine katılacakları söylendi. Kimse kimseyi görmüyordu.
Sohbet sırasında katılımcılardan biri nöbet geçirmeye başladı. Sesi bozuldu, yardım istedi, sonra sustu. Bu ses aslında bir kayıttı. Araştırmacıların ölçtüğü şey, öğrencinin odadan çıkıp birine haber verip vermediği ve bunu ne kadar sürede yaptığıydı.
Sonucu belirleyen, öğrencinin kaç kişinin daha dinlediğini düşündüğüydü. Nöbeti yalnız kendisinin duyduğunu sananların %85’i nöbet bitmeden haber verdi. Bir kişinin daha dinlediğini sananlarda bu oran %62’ye, dört kişinin daha dinlediğini sananlarda %31’e düştü.
- Yalnız kendisinin duyduğunu sananlar%85
- Bir kişinin daha dinlediğini sananlar%62
- Dört kişinin daha dinlediğini sananlar%31
Yardım çağırmayanlar kayıtsız değildi. Araştırmacı odaya girdiğinde çoğu, nöbet geçiren arkadaşının iyi olup olmadığını soruyordu. Elleri titriyor, avuçları terliyordu. Ne yapacaklarına karar veremeden an geçip gitmişti.
Darley ve Latané buna sorumluluğun dağılması dedi. Yük tek kişinin omzundaysa insan kalkıyor. Beş kişiye bölününce her birine düşen pay küçülüyor ve herkes bir başkasının çoktan aradığını düşünüyor.
Duman dolu oda
Aynı yıl ikinci bir deney yapıldı. Öğrenciler bir bekleme odasında anket dolduruyordu. Bir süre sonra duvardaki bir delikten odaya duman gelmeye başladı ve oda yavaş yavaş doldu.
Odada yalnız oturanların %75’i kalkıp durumu bildirdi. Odada araştırmacıların önceden tembihlediği, dumana hiç tepki vermeyen iki kişi daha varsa bu oran %10’a düştü. Duman görmeyi zorlaştıracak kadar yoğunlaştığında bile çoğu anket doldurmaya devam etti. Sonradan sorulduğunda, kalkmayanların hemen hepsi dumanı zararsız bir şey sandığını söyledi.
Bunun adı çoğulcu bilgisizlik. Herkes içten içe tedirgin olur ama dışarıdan sakin görünür. Herkes ötekinin sakinliğine bakıp durumun önemsiz olduğuna karar verir. Sonunda odada kimsenin gerçekten inanmadığı bir “her şey yolunda” havası oluşur.
Aynı şey bir sınıfta da olur. Öğretmen konuyu anlatıp “Anlaşılmayan yer var mı?” diye sorar. Çoğu öğrenci konuyu anlamamıştır, ama kimse el kaldırmaz. Herkes ötekilerin sessizliğine bakıp yalnız kendisinin anlamadığını sanır.
Acele
1973’te yayımlanan bir deneyde Darley, bu kez Daniel Batson’la birlikte, bir grup öğrenciden kampüsün öbür ucundaki bir binada kısa bir konuşma yapmalarını istedi. Bazılarına geç kaldıkları, acele etmeleri söylendi. Bazılarına ise vakitleri olduğu. Yolda, bir kapı eşiğine çökmüş, gözleri kapalı, öksürüp inleyen bir adam vardı. O da araştırmanın parçasıydı.
Vakti olanların %63’ü durup yardım etti. Geç kaldığı söylenenlerde bu oran %10’du. Öğrencilerin bir kısmı, yolda yaralı bir yabancıya yardım eden birini anlatan eski bir hikâye üzerine konuşmaya gidiyordu. Bu bile fark yaratmadı. Araştırmacıların yazdığına göre bu öğrencilerden biri, acele ederken adamın üstünden adımlayıp geçti.
Darley ve Batson’ın vardığı sonuç basitti: Kimin yardım edeceğini kişilikten çok, ne kadar acelesi olduğu belirliyordu. Hep bir yere yetişmeye çalışan biri, yanındakini görse bile duracak vakti olmadığını düşünüyor.
- Odada yalnız olanlar%75
- Tepki vermeyen iki kişiyle oturanlar%10
- Vakti olduğu söylenenler%63
- Geç kaldığı söylenenler%10
Çaresizlik öğrenilmiyor
1967’de Martin Seligman ve Steven Maier köpeklerle bir deney yaptı. Bir gruptaki köpekler, hafif elektrik şokunu burunlarıyla bir panele basarak durdurabiliyordu. İkinci gruptakiler aynı şokları alıyor ama hiçbir şey yapamıyordu. Ertesi gün köpekler, alçak bir engelin üstünden atlayarak şoktan kurtulabilecekleri bir kutuya kondu. Kontrolü olan köpeklerin çoğu kaçmayı hemen öğrendi. Kontrolü olmayanların yaklaşık üçte ikisi ise yatıp bekledi.
Seligman ve Maier buna öğrenilmiş çaresizlik dedi. Köpekler, ne yaparlarsa yapsınlar hiçbir şeyin değişmeyeceğini öğrenmişti. Kavram kısa sürede depresyonu ve toplumsal pasifliği anlatmak için de kullanılmaya başlandı.
Elli yıl sonra, 2016’da, aynı iki bilim insanı kuramlarını tersine çevirdi. Beyin araştırmaları şunu gösteriyordu: Uzun süren kötü bir durum karşısında pasiflik öğrenilmiyor, varsayılan tepki zaten o. Öğrenilen şey kontrol. Beynin ön kısmı “yaptığım bir işe yarıyor” sinyalini yakaladığında bu varsayılan donmayı bastırıyor.
Bu bulgular hayvan deneylerinden geliyor ve insanlara aktarırken dikkatli olmak gerekiyor. Ama anlattıkları tanıdık. Uzun süre “ne yapsam değişmez” duygusuyla yaşayan biri kendiliğinden geri çekiliyor. Bu yüzden umursamazlık çoğu zaman bir seçimden çok bir yorgunluk. Çaresi de öğüt değil; sonucunu görebildiği, küçük ama gerçek kontrol deneyimleri.
Haber yorgunluğu
Reuters Enstitüsü’nün her yıl yaklaşık 100 bin kişiyle yaptığı Dijital Haber Raporu, 2025’te 48 ülkede insanların %40’ının haberlerden bazen ya da sık sık kaçındığını buldu. Bu soru ilk kez 2017’de sorulduğunda oran %29’du. Kaçanların bir kısmı haber yükünden kendini korumaya çalışıyor. Gençler, ekonomik belirsizlik ve iklim değişikliği gibi büyük sorunlar karşısında kendini güçsüz hissettiğini söylüyor.
Psikolog Paul Slovic bu duyguya yakın bir şeye ruhsal uyuşma diyor. Tek bir insanın acısı bizi harekete geçirebilir, ama sayı büyüdükçe duygu aynı hızla büyümez, hatta söner. Bu alandaki bazı deneylerin sonuçları sonradan tekrarlanamadı; etkinin ne kadar güçlü olduğu tartışmalı. Oksitosinin güveni artırdığı yönündeki bulgu da benzer bir sınavdan geçemedi. Yine de her gün yeni bir felaket haberiyle uyanan birinin bir noktada bakmayı bıraktığı, anketlerde de görünüyor.
Kameralar ne gösteriyor
Bütün bunlar insanın umutsuz bir vaka olduğunu düşündürebilir. Sokaktan gelen veriler başka bir şey söylüyor.
2020’de Richard Philpot ve arkadaşları Amsterdam, Lancaster ve Cape Town sokaklarındaki güvenlik kameralarına yansımış 219 tartışma ve kavgayı tek tek inceledi. Olayların %91’inde en az bir kişi, çoğu zaman birkaç kişi araya girdi: saldırganı sakinleştirdi, kolundan çekti ya da kurbanı teselli etti. Laboratuvardaki seyirci etkisinin tersine, etrafta ne kadar çok insan varsa kurbanın yardım alma ihtimali o kadar arttı. Üç şehir arasında da fark yoktu.
2011’de kırk yılı aşkın araştırmayı ve 7.700’den fazla katılımcıyı bir araya getiren bir analiz de benzer bir şey buldu. Tehlike açıkça görüldüğünde seyirci etkisi zayıflıyor. Kalabalığı donduran şey çoğu zaman belirsizlik: uzaktan gelen bir ses, ne olduğu anlaşılmayan bir duman, kimsenin tepki vermediği bir an.
İyilik de bulaşıcı. 1967’de James Bryan ve Mary Ann Test, Los Angeles’ta bir otoyol kenarına lastiği patlamış bir araba ve yanında yardım bekleyen bir kadın yerleştirdi. Sürücüler yaklaşık 400 metre önce, başka bir kadının lastiğini değiştiren bir adamı gördüklerinde 58 araba durdu. Bu sahneyi görmediklerinde duran araba sayısı 35’ti.
- 196438 tanıkAbartılı haber, yerinde soru
- 1967Yol kenarıBiri durunca başkaları da duruyor
- 1967ÇaresizlikKöpekler kaçmayı bırakıyor
- 1968Nöbet ve dumanSorumluluk kalabalığa dağılıyor
- 1973Acele%63’ten %10’a
- 2007Düzeltme38 tanık yoktu
- 2016Ters çevrilen kuramPasiflik varsayılan, kontrol öğrenilen
- 2020KameralarKavgaların onda dokuzunda yardım
Tek bir kişiye seslenmek
Latané ve Darley, 1970’te yardımın önündeki engelleri beş adımda topladı. Yardım edebilmek için insanın önce olanı fark etmesi, bunun gerçekten acil bir durum olduğuna karar vermesi, sorumluluğu üstlenmesi, ne yapacağını bilmesi ve sonunda harekete geçmesi gerekiyor. Herhangi bir adımda “hayır” denirse yardım gelmiyor.
- Fark etTelefondan başını kaldır
- Acil mi?Başkalarının sakinliğine güvenme
- Sorumluluk“Başkası yapar” deme
- Ne yapmalı?112’yi aramak da yardımdır
- Harekete geçİlk kalkan sen ol
Bu modelin pratik bir sonucu var. Zor durumdaki biri “Biri yardım etsin!” diye bağırdığında herkes o “biri”nin başkası olduğunu düşünebilir. İlk yardım eğitimlerinde bu yüzden kalabalığa değil, tek bir kişiye seslenmek öğretilir: “Gri montlu, 112’yi arar mısın?” Sorumluluk dağılmaz, bir kişide toplanır.
Duman dolu odadaki öğrencilerden yalnız biri ayağa kalksaydı, odadaki herkesin yorumu değişebilirdi. Umursamazlık bir karakter değil, bir durum. Durumlar değişir, çoğu zaman da ilk kalkan kişiyle değişir. 1964’teki o gecenin unutulan adı Sophia Farrar da bunu yaptı: Kimin ne yaptığına bakmadan kapıyı açıp dışarı çıktı.
Kaynaklar
- J. M. Darley, B. Latané, Bystander intervention in emergencies: Diffusion of responsibility, Journal of Personality and Social Psychology 8, 377–383, 1968; Simply Psychology, Bystander Effect.
- B. Latané, J. M. Darley, Group inhibition of bystander intervention in emergencies, Journal of Personality and Social Psychology 10, 215–221, 1968.
- B. Latané, J. M. Darley, The Unresponsive Bystander: Why Doesn’t He Help?, 1970.
- J. M. Darley, C. D. Batson, “From Jerusalem to Jericho”: A study of situational and dispositional variables in helping behavior, Journal of Personality and Social Psychology 27, 100–108, 1973; Stanford SPARQ, Take time to be a Good Samaritan.
- J. H. Bryan, M. A. Test, Models and helping: Naturalistic studies in aiding behavior, Journal of Personality and Social Psychology 6, 400–407, 1967.
- S. F. Maier, M. E. P. Seligman, Learned helplessness at fifty: Insights from neuroscience, Psychological Review 123, 349–367, 2016.
- R. Manning, M. Levine, A. Collins, The Kitty Genovese murder and the social psychology of helping: The parable of the 38 witnesses, American Psychologist 62, 555–562, 2007; Wikipedia, Murder of Kitty Genovese.
- P. Fischer vd., The bystander-effect: A meta-analytic review on bystander intervention in dangerous and non-dangerous emergencies, Psychological Bulletin 137, 517–537, 2011.
- R. Philpot vd., Would I be helped? Cross-national CCTV footage shows that intervention is the norm in public conflicts, American Psychologist 75, 66–75, 2020; Lancaster University, Bystanders will intervene to help victims of aggressive public disputes.
- Reuters Institute, Digital News Report 2025: Executive summary.
- P. Slovic, “If I look at the mass I will never act”: Psychic numbing and genocide, Judgment and Decision Making 2, 79–95, 2007; D. A. Small, G. Loewenstein, P. Slovic, Sympathy and callousness, Organizational Behavior and Human Decision Processes 102, 143–153, 2007; FORRT tekrar atlası.
- Kapak görseli: Enoch Leung, The rush, Wikimedia Commons, CC BY-SA 2.0; renkleri değiştirildi, üzerine yazı eklendi.

