Tüm yazılar

tarih

Kur’an: Allah’ın Kelamı

Kur’an kendini bir kitaptan önce okunan bir söz olarak tanıtıyor. Bu söz nasıl geldi, nasıl ezberlendi ve bugün elimizdeki sayfalara nasıl ulaştı?

sc0x01 · 9 dk okuma
Karanlık bir camide yüksek kemerli bir pencereden inen tek ışık huzmesi rahlenin üstündeki açık kitaba düşüyor; önünde diz çökmüş, başı kitaba eğik bir siluet; solda büyük harflerle Kur’an yazısı

Birmingham Üniversitesi’nin kütüphanesinde iki parşömen yaprak, uzun yıllar benzer ama daha geç yazılmış bir Kur’an yazmasının yapraklarıyla aynı cildin içinde durdu. Orada doktora yapan Alba Fedeli, bu iki yapraktaki yazının farklı olduğunu fark etti: sağa yatık, neredeyse hiç noktası ve harekesi olmayan, çok erken bir yazı. Kütüphane yaprakları Oxford Üniversitesi’ndeki bir laboratuvarda radyokarbonla tarihletti.

2015 yazında açıklanan sonuç yaprakları İslam’ın ilk yıllarına yerleştirdi: Parşömenin yapıldığı hayvan %95,4 olasılıkla 568 ile 645 arasında ölmüştü. Hz. Muhammed’in genellikle 570 ile 632 arasında yaşadığı kabul ediliyor. Yapraklarda Kehf suresinden ayetler, Meryem suresinin sonu ve Tâhâ suresinin başı var.

Bu yapraklar bir kitabın parçası. Ama Kur’an kendini önce bir kitap olarak değil, okunan ve işitilen bir söz olarak tanıtıyor: Allah’ın kelamı.

Bu yazıda 8 bölüm
  1. “Oku!”
  2. Allah’ın kelamı ne demek?
  3. Yirmi üç yılda, parça parça
  4. Göğüslerden sayfalara
  5. Derinin yaşı, yazının yaşı
  6. “Benzerini getirin”
  7. Kur’an yaratılmış mı?
  8. Göğüsten göğse

“Oku!”

İslam kaynaklarına göre Hz. Muhammed kırk yaşına yaklaşırken Mekke yakınındaki Hira dağında bir mağarada yalnız kalıp düşünmeye başladı. 610 yılı civarında, Ramazan ayında bir gece orada bir melek ona “Oku!” dedi. Buhârî’nin aktardığı anlatıya göre “Ben okuma bilmem” diye cevap verdi; melek onu üç kez sıkıp bıraktı ve ilk ayetleri okudu:

Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı “alak”tan yarattı. Oku! Senin Rabbin en cömert olandır. O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir. (Alak 1–5)

Kalbi titreyerek eve döndü ve eşi Hz. Hatice’ye “Beni örtünüz” dedi. Hatice onu teselli etti.

Ağır basan görüşe göre “Kur’an” kelimesi de “okumak” anlamındaki fiilden geliyor. Kur’an kendine başka adlar da veriyor: Kitap; hakla batılı ayıran anlamında Furkan; hatırlatma anlamında Zikir. Kaynakların saydığı onlarca ad arasında en meşhurlarından biri “kelamullah”, yani Allah’ın kelamı.

Kur’an’a göre indiriliş Ramazan ayında (Bakara 185), Kadir gecesi denen bir gecede başladı (Kadir 1). Bu gecenin hangisi olduğu kesin değil; rivayetlerde en çok Ramazan’ın 27. gecesi öne çıkıyor.

Allah’ın kelamı ne demek?

“Kelam” Arapçada söz, konuşma demek. İsim olarak Kur’an’da dört kez geçiyor; Kur’an’ı açıkça kastettiği yer Tevbe suresi: “Eğer Allah’a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa, Allah’ın kelâmını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı.” (Tevbe 6) Diyanet’in tefsirine göre amaç, bilmeyen birine bu sözü yakından tanıma ve üzerinde düşünme fırsatı vermek.

Kur’an, Allah’ın insanla nasıl konuştuğunu da anlatıyor: “Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder.” (Şûrâ 51) Kur’an’ı getiren elçi Cebrail. Kur’an onu “güvenilir Ruh” diye anıyor ve sözün Peygamber’in kalbine “apaçık Arapça bir dil ile” indirildiğini söylüyor (Şuarâ 193–195).

Vahyin geliş anı kolay değildi. Peygamber’e göre vahiy bazen “çan sesi gibi” gelirdi ve bu, en ağırıydı. Eşi Hz. Âişe, çok soğuk bir günde vahiy bittiğinde alnından ter damladığını anlatır.

  • Kur’ansöz: Allahanlam: AllahCebrail aracılığıyla indirilen, okunmasıyla ibadet edilen, benzeri getirilemeyen söz.
  • Kudsî hadissöz: Peygamberanlam: AllahPeygamber’in Allah’a dayandırarak kendi ifadesiyle aktardığı söz. Kur’an sayılmaz.
  • Hadissöz: PeygamberPeygamber’in kendi sözleri ve davranışları.
Şekil 1 İslam inancında üç tür söz: kimden geldiğine göre. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi.

Kur’an da Peygamber’in kendi sözü olmadığını vurguluyor: “O, nefis arzusu ile konuşmaz. (Size okuduğu) Kur’an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.” (Necm 3–4)

Yirmi üç yılda, parça parça

Kur’an bir defada inmedi; yaklaşık 23 yıl boyunca parça parça geldi. İnkâr edenler buna itiraz etti: “Kur’an ona bir defada toptan indirilseydi ya!” Kur’an’ın cevabı: “Biz Kur’an’la senin kalbini pekiştirmek için onu böyle kısım kısım indirdik ve onu ağır ağır okuduk.” (Furkân 32)

Mushaftaki sıra iniş sırası değil: İlk inen Alak suresi mushafta 96. sırada. Rivayete göre her Ramazan Cebrail o güne kadar inen ayetleri Peygamber’le karşılıklı okurdu; son yıl bu okuma iki kez yapıldı.

114sure
En uzunu 286 ayetle Bakara; en kısaları üçer ayetle Asr, Kevser ve Nasr
6236ayet
Mushaflardaki numaralandırmaya göre
30cüz
Her biri 20 sayfa; sonradan yapılmış bir okuma bölümü
Şekil 2 Mushaflardaki sayım. Başka sayımlarda ayet sayısının farklı çıkması metinden değil, sure başlarındaki besmele gibi yerlerin ayet sayılıp sayılmamasından.

“Kur’an 6666 ayettir” sözü çok yaygın. Diyanet’in Din İşleri Yüksek Kurulu, bu sayının “müşahhas bir tespit olmamakla birlikte” yaygınlaştığını ve mushaflardaki sayının 6236 olduğunu söylüyor. Bir sayı daha ilginç: Kur’an’da 114 besmele var. Tevbe suresinin başında besmele yok; buna karşılık Neml suresinin içinde, bir mektubun başında bir besmele geçiyor.

Göğüslerden sayfalara

Vahiy geldikçe Peygamber onu önce insanlara okur, sonra kâtiplere yazdırırdı. Kâtiplerin en çok anılanı genç bir sahabi, Zeyd b. Sâbit’ti. Hz. Peygamber 632’de vefat ettiğinde Kur’an yazılmıştı, ama iki kapak arasında tek bir kitap olarak toplanmamıştı; vahyin ne zaman biteceği bilinmiyordu.

Buhârî’nin aktardığına göre hicrî 12. yılda (633) Yemâme Savaşı’nda Kur’an’ı ezbere bilenler arasında çok kişi öldü. Hz. Ömer, halife Hz. Ebû Bekir’e Kur’an’ın toplanmasını önerdi. Ebû Bekir önce tereddüt etti: “Resûlullah’ın yapmadığı bir şeyi nasıl yaparsın?” Sonunda ikna oldu ve işi Zeyd’e verdi. Zeyd’in cevabı: “Bir dağı yerinden taşımamı isteselerdi, bu bana Kur’an’ı toplamaktan daha ağır gelmezdi.”

Zeyd ayetleri “hurma dallarından, yassı taşlardan ve insanların göğüslerinden” topladı. Toplanan sayfalar Ebû Bekir’in, sonra Ömer’in, sonra Ömer’in kızı Hafsa’nın yanında kaldı.

Hz. Osman döneminde, hicrî 25–30 (yaklaşık 646–651) yılları arasında ikinci adım atıldı. Kuzeydeki seferlerden birinde farklı bölgelerden gelen askerlerin Kur’an’ı farklı okuması Huzeyfe b. Yemân’ı kaygılandırmıştı. Halifeye “Bu ümmeti, kitap hakkında ayrılığa düşmeden önce kurtar” dedi. Osman, Hafsa’daki sayfaları istedi ve Zeyd başkanlığındaki bir heyete çoğalttırdı. Talimatı şuydu: Bir yerde ayrılığa düşerseniz Kureyş lehçesiyle yazın, çünkü Kur’an onların diliyle indi. Nüshalar büyük şehirlere gönderildi; sayıları rivayetlerde dört ile sekiz arasında. Bunların dışındaki sayfa ve mushafların yakılması emredildi.

Bu mushaflarda nokta ve hareke yoktu; bu da okumayı zorlaştırıyordu. Önce Ebü’l-Esved ed-Düelî, harflerin üstüne, altına ve önüne kırmızı mürekkeple noktalar koyarak sesli harfleri gösterdi. 700 civarında öğrencileri birbirine benzeyen harfleri noktalarla ayırdı. Bugünkü hareke işaretleri 8. yüzyılda Basralı dilci Halîl b. Ahmed’le son biçimini aldı.

  1. 610Hiraİlk ayetler: “Oku!”
  2. 633Ebû BekirAyetler sayfalarda toplanıyor
  3. 646–651OsmanSayfalar çoğaltılıp şehirlere gönderiliyor
  4. 700 civarıNoktalarBenzer harfler noktayla ayrılıyor
  5. 8. yyHarekelerBugünkü işaretler yerleşiyor
Şekil 3 Vahiyden bugünkü mushafa. Tarihler yaklaşık; hicrî yılların miladi karşılığı bir yıl oynayabiliyor.

Derinin yaşı, yazının yaşı

Radyokarbon yöntemi, canlı dokuda kalan karbon-14’ün azalmasından yaş hesaplıyor; aynı yöntem Göbekli Tepe’nin ne zaman yapıldığını da gösterdi. Kur’an yazmalarında ölçülen şey parşömen, yani üzerine yazı yazılan hayvan derisi. Birmingham’daki kütüphane bunu açıkça yazıyor: Sonuç, derisi kullanılan hayvanın öldüğü zamanın aralığını veriyor; mürekkebi tarihlemenin bugün güvenilir bir yolu yok. Araştırmacılar derinin onlarca yıl bekletilip sonra yazılmasını olası görmüyor, ama yazının yılı yine de kesin bilinemiyor.

  1. Hz. Muhammed’in hayatı570–632, genel kabul
  2. Birmingham568–645
  3. San’a, alt yazısı silinmiş yaprak606–649; ölçümleri tartışmalı
  4. Tübingen649–675
Şekil 4 Radyokarbonla tarihlenen üç yazmanın parşömen aralıkları (%95,4 olasılık) ve Hz. Muhammed’in yaşadığı yıllar. Çubuklar yazının değil, derinin tarihini gösteriyor.

Tübingen Üniversitesi Kütüphanesi’ndeki 77 yapraklık bir yazma, önceden 8. ya da 9. yüzyıla tarihleniyordu. 2014’te üç parşömen örneği ölçüldü; sonuç %95,4 olasılıkla 649–675. Yazma İsrâ suresinden Yâsîn suresine uzanıyor.

En çok tartışılan yazma San’a’da. 1965’te San’a Ulu Camii’nin çatısı altındaki bir depoda bulunan parçalar arasında, ilk yazısı silinip üstüne yeniden yazılmış yapraklar var. Üstteki yazı bugünkü mushaflarla aynı gelenekten. Silinen alt yazının ise bazı kelime ve ifadelerde bugünkü metinden ayrıldığı biliniyor; araştırmacılar bu farkları, eski kaynaklarda bazı sahabilerin mushaflarına ait anlatılan farklara benzetiyor.

Herkesin bildiği bir söz daha var: Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki ve Taşkent’teki büyük mushafların Hz. Osman’ın kendi nüshaları olduğu, üzerlerindeki lekelerin onun kanı olduğu. Bu nüshaları inceleyen Tayyar Altıkulaç’a göre ikisi de Osman’ın mushaflarından biri değil; 7. yüzyılın sonu ile 8. yüzyılın ilk yarısı arasında yazıldılar. Osman’ın mushaflarından kopya edilmiş olmaları ise muhtemel.

Sararmış bir parşömen yaprak; kahverengi mürekkeple sağa yatık, noktasız Arapça satırlar; ortada kırmızı ve kahverengi dalgalı çizgilerden bir şerit sayfayı ikiye ayırıyor
Şekil 5 Birmingham yazması: üstte Meryem suresinin son ayetleri, ortada süslü sure ayracı, altta Tâhâ suresinin başı. Cadbury Research Library, Birmingham Üniversitesi. Görsel: Wikimedia Commons, kamu malı.

“Benzerini getirin”

Kur’an kendini savunurken bir meydan okuma kullanıyor. Bazı ayetler bütününün benzerini (İsrâ 88, Tûr 34), biri on suresinin benzerini (Hûd 13), ikisi tek bir suresinin benzerini (Bakara 23, Yûnus 38) getirmeyi istiyor: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.” (İsrâ 88) İslam âlimlerine göre bu meydan okuma ne iniş döneminde ne de sonra karşılık buldu.

Kur’an bir delil daha gösteriyor: “Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.” (Nisâ 82) Korunmasını da Allah’a bağlıyor: “Şüphesiz o zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.” (Hicr 9)

Kur’an yaratılmış mı?

“Allah’ın kelamı” ifadesi, 9. yüzyılda İslam dünyasının en sert tartışmalarından birinin merkezine yerleşti. Soru şuydu: Allah’ın sözü olan Kur’an ezelî mi, yoksa sonradan yaratılmış mı? Bir grup kelam âlimi, harf ve seslerden oluştuğu için Kur’an’ın yaratılmış olduğunu savundu. Başkalarına göre Kur’an sözüyle ve anlamıyla yaratılmamış Allah kelamıydı. Kelamcıların büyük çoğunluğunun sonradan benimsediği görüşe göre anlam ezelî, onu insanlara ulaştıran harf ve sesler ise sonradan.

833’te halife Me’mûn, kadıların ve hadis âlimlerinin bu konuda sorgulanmasını emretti; Kur’an’ın yaratıldığını kabul etmeyenlere resmî görev verilmeyecekti. Bu döneme “mihne”, yani sınama deniyor. Sorgulananların çoğu resmî görüşü kabul etti. Kabul etmeyenler arasında Ahmed b. Hanbel de vardı; o ve onun gibi düşünenlerin cevabı kısaydı: “Kur’an Allah kelâmıdır, bunun dışında ilâve bir söz söyleyemeyiz.” Ahmed b. Hanbel zincire vuruldu, hapsedildi ve kamçılandı; iki yıl dört ay sonra serbest bırakıldı. Baskı on altı yıl kadar sürdü; 849’da bu tartışma yasaklandı.

TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre bu mesele kimseyi dinden çıkarmaz: Kur’an’ın yaratılmış olduğunu söyleyen âlimler de onu Allah’ın insanlara gönderdiği ilâhî bir kitap olarak kabul ediyordu.

Göğüsten göğse

Kur’an onu okuyanı da anlatıyor: “Rablerinden korkanların derileri (vücutları) ondan dolayı gerginleşir. Sonra derileri de (vücutları da) kalpleri de Allah’ın zikrine karşı yumuşar.” (Zümer 23) Bir başka ayete göre Kur’an bir dağa indirilseydi, dağ “Allah korkusundan başını eğerek parça parça” olurdu (Haşr 21). Okumanın ölçüsü de verilmiş: “Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku.” (Müzzemmil 4)

Gelenekte Kur’an yalnız kitaptan öğrenilmiyor; bir hocanın ağzından dinlenip ona okunarak alınıyor. Hoca, öğrencisine kendi hocasından geriye uzanan bir okuma zinciriyle icazet veriyor. 1429’da ölen kıraat âlimi İbnü’l-Cezerî, kendisiyle Peygamber arasında 14 kişi bulunduğunu söylüyordu. Ona göre Kur’an aktarılırken “mushafların ve kitapların korumasına değil kalplerin ve zihinlerin korumasına” güvenildi.

Birmingham’daki iki yaprak bu yüzden bir başlangıç değil, bir iz: Zeyd’in “insanların göğüsleri” dediği yerden sayfaya geçmiş ve on dört yüzyıl boyunca göğüsten göğse taşınmış bir sözün en eski yazılı izlerinden biri. Kamer suresinde aynı cümle dört kez tekrarlanıyor: “Andolsun biz, Kur’anı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?”

Kaynaklar

Paylaş WhatsApp X

Diğer yazılar